Rebab yapım atölyeleri, sürdürdüğümüz rebab kurslarının bir uzantısıdır ve doğrudan çalgının yapımına odaklanır.
Atölyelerin amacı, her katılımcının başından sonuna kadar tüm aşamaları deneyimleyerek kendi rebabını yapmasıdır.
Katılımcı bu süreçte çalgının yapımına dair teknik bilgi ve deneyim edinir; rebabı daha yakından tanıyarak çalgıyla olan ilişkisini derinleştirir.
Yaklaşan Atölyeler
Rebab Yapım Atölyesi | 2-6 Eylül 2026
2-6 Eylül 2026 tarihlerinde Ankara Kalesi’nde düzenlenecek rebab yapım atölyesinde katılımcılar, baştan sona kendi enstrümanlarını yaparak süreç hakkında teknik bilgi ve deneyim kazanacaklardır.
Rebab Hakkında
Rebab, Orta Asya ve İslam coğrafyasının değişik bölgelerinde yay veya mızrapla çalınan, biçim bakımından birbirinden ayrılan çalgılara verilen genel bir addır. Türk, Mısır, Mağrib, Irak, Endonezya, Uygur, Afgan ve Pakistan rebabı gibi pek çok türü vardır. Organolojik olarak “ayaklı kemane” sınıfına giren Türk rebabı, tarihsel olarak Orta Asya Türklerinin yaylı çalgısı ıklığa dayandırılır.
Türkiye’de çalınan ve atölyede yapımı öğretilecek rebab; Hindistan cevizi kabuğu üzerine deri gerilerek yapılan, üç telli, perdesiz, yaylı bir çalgıdır. Gövdesi, derisi, kılı ve ahşabıyla hemen bütün parçaları birbirinden ayrı asıllardan gelir. Sultan Veled, Rebabnâme‘nin başında bu çokluğa işaret eder: ney tek bir kamışın ayrılığı ile inlerken, rebabın her parçası kendi aslından koptuğu için feryadı daha çok ve daha çeşitlidir. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî‘sinin girişine bağladığı bu düşünceyi, “Ney bir feryat ederse rebab bin feryat eder” sözü özetler.
Rebabın Anadolu’daki tarihi Mevlevî geleneğiyle iç içedir. Abdülbaki Gölpınarlı’nın aktardığına göre rebab, Hz. Mevlânâ’nın kafilesiyle birlikte Anadolu’ya gelmiştir. Gölpınarlı, Hz. Mevlânâ ile oğlu Sultan Veled’in rebab çaldığını belirtir; Dîvân-ı Kebîr‘de geçen bazı beyitler, Şems-i Tebrîzî’nin de rebab çalmış olabileceğini düşündürür.
Çeşitli organik malzemelerden oluşan yapısı, rebabı nem ve sıcaklık değişimlerine duyarlı kılar; bu sebeple akordunu korumak birçok çalgıya göre daha güçtür. Uzun ve perdesiz sapındaki çalış güçlüğü de eklenince, zamanla rebabı çalanların sayısı azalmış ve çalgı unutulmaya yüz tutmuştur.
Türkiye’de rebab çalanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken Rahmi Oruç Güvenç konuya eğilmiş, yurt içinde ve yurt dışında verdiği eğitimlerle çalgıyı seslendirenlerin sayısının artmasına katkıda bulunmuştur. Bu çerçevede biri 2002, diğeri 2007 yılında iki rebab turu düzenlemiş; bu turlara yurt içinden ve dışından 40’a yakın icracı katılmıştır.
Günümüzde Güvenç’in öğrencileri rebab icra etmeyi ve dersini vermeyi sürdürmektedir.
Katılımcı Çalışmaları ve Yorumları
Dilek Türkmen Polat
Çok güzel bir rebabım oldu, sevinçliyim.
Aynı amacı gönülden paylaşmak ve bir araya gelmek çok farklıymış.
Kalıpların dışında, özverili, samimi ve etkileyiciydi.
Çok teşekkür ederim.
Fatma Pehlivan
Atölye süresince 13 farklı kişinin belki de en önemli ortak noktasıydı rebab. Biz farklı parçalardan onu bir araya getirmeye çalışırken; o da birbirinden farklı 13 kişiyi bir araya getirdi. Ortak bir amaç için herkes sahip olduğu tüm özellikleri ortaya koydu ve kullandı.
Her aşamasından ayrı bir keyif aldım. Rebabla ilgili çok şey öğrendim. Bu tecrübe bana, bir kişinin rebab öğrenmeye başlamadan önce kendi rebabını yapmasının aradaki bağı ne denli güçlendirdiğini ortaya koydu diyebilirim. Hâlâ rebabımdan ses çıkaramamış olsam da onu çok sevdim. Özellikle de rengini 🖤
Atölye süreci ile ilgili, özellikle rebabı süsleme kısmında kullandığımız aletlere göre kişi sayımızın fazla olması sebebiyle beklemeler oldu. Onun dışında her şey çok güzeldi. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.
Son olarak, iyi ki Oruç Hoca Erşan abiye o Hindistan cevizini fırlatmış ve konu buralara kadar gelmiş diyorum. 😊
Gamze Göncü
Kamp, Rebab’a dair pek çok teknik bilgiyi öğrenmenin yanı sıra hem enstrümanla hem de kendimle daha yakın bir bağ kurduğum, farkındalık dolu bir süreç oldu. Beden ve zihin çalışıyor gibi görünse de, derinlerde ruhuma da iyi geldiğini hissettim.
Rebab’ı ilk elime aldığımda aramızdaki bağı tam tanımlayamamıştım. Zamanla fark ettim ki tınısı derinliklere uzanan bu enstrüman; yalın, öz, fazlalıktan uzak yapısıyla, çoğunlukla tek teliyle bile insanın kalbine dokunuyor. Olduğu gibi oluşu, tam da benim gerçek doğamı hatırlattı ve aramızdaki bağı derinleştirdi. Böylece yapım aşamasında kararsız kalsam da, çelişki yaşasam da onu olduğu gibi bıraktım; bu süreç bana kendimden çok şey beklememeyi öğretti.
Sap kısmının delinmesi sırasındaki cırlama sesi, köprüsünün yapımında çıkan aksilikler, pek çok aşamada yardım almam, hatta zaman zaman yapamayışım ve teller takıldıktan sonra bir türlü çıkmayan ses… Hepsi bana pek çok şey çağrıştırdı. Tarih ve kültür kokan bir alanda anılar biriktirdik, paylaşımlar derinleşti.
Rebab ile tanışmama vesile olan Gönül insanı sayın Oruç hocama ve bana bu yolu açan tüm öğreticilere şükran duyuyorum. Yolları daim olsun.
Suzan Koçak
Benim hayattan beklediğim; ayrı düştüğüm özüme yaklaşmak, kaybettiğim yönümü bulmaktı. Bu arayış samimi olunca ilahi yardımların da geldiğini gördüm. En büyük yardımcım Oruç hocamdı. Hocamın bana rebabı uzatırken “bununla devam edeceksin” dediğinde bana Gönül’e giden anahtarı verdiğini o günlerde anlamamıştım. Şimdi daha iyi gördüğüm bir şey var, rebabla gönül dostu arkadaşlarla yolculuğa devam ettiğim.
Bu kamp bana rebabla sembolleşen, rabbine yakın olanlarla birlikte uyumlandığımda hoş sedanın çıktığını anlattı. Hoş seda derken bunu bir tını olarak da düşünebiliriz veya yüksek frekansta titreşim diyebiliriz.
Ayrıca rebabın 3 telli oluşu da bana ayrı bir akort veya uyumu da çağrıştırıyor: 3 tel, 3 unsur: beden, zihin, kalp. Bu 3 unsurun da dengelenmesi hocamın bir sözünü hatırlatır: nefsimizin ruha dönüşmesi, nutkumuzun Can’a dönüşmesi, yani düşük frekanslı egosal nefsin yüksek frekanslı nefis halli Ruha dönüşmesi.
Bu atölye bana yaşamımda neyi öncelediğimi, ekip halinde iken uyumlanmak için kendi duygularımı gözlemlemeye meydan açtı. Ayrıca insanın hayatta en tatmin edici duygusunun sevildiğini bilmesi, önemsendiğini fark etmesiymiş. Bunu da doğum günümün kamp sürecine denk gelmesi ile deneyimledim.
Bu güzel deneyimleri tatmama ortam açan ve sebep olanlara çok teşekkür ediyorum. Tüm katılımcı bireylere saygılarımla.
İletişim
- Emre Başaran: +90 538 319 20 86
- Erşan Çırak: +90 532 470 63 18
- Oya Şafak: +90 539 257 67 82

































